Okuyanla Okumayan Bir Midir ?


Dünyada ve ülkemizde yaşanan Pandemi sürecinde , insanların bügünlerde yaşadığı yada ileride yaşayabileceği daha farklı şekillerde de olabilecek başka türlü felaketlere karşı alınabilecek önlemlerde Bilim ve Teknolojinin önemi çok daha fazla görülmektedir. Bu yazımla bir giriş olarak sizlere , Bilim ve Teknoloji , Bilim İnsanları ve Buluşları , Eğitim ve Kitaplar ile Geleceğin Mesleklerini içeren bir dizi yazılarımı görüşlerinize sunmaya çalışacağımı genel hatları ile anlatmaya çalıştım. Bu anlamda da giriş sayılabilecek yazımı da sizlerin bilgilerinize ve görüşlerinize sunuyorum.

" Kitap okumayan insan boş bir çuval gibidir. Boş bir çuvalın ayakta durması ise zordur" sözünün sahibi olan dünyanın en büyük bilim insanlarından biri olan Benjamin Frankline' in 17 çocuklu bir ailede , yokluk ve yoksulluk sonucu ilkokul ikinci sınıfta okulu bırakarak çalışmak zorunda kalması , 14 yaşında evden ayrılarak , sadece yemek ve yatacak yer karşılığı olmak üzere kendi işini kurduğu 24 yaşına kadar bu şekilde çalışması ve kitap okuyabilmek için işvereninden 2 öğün yemek yerine parasını alarak onunla kitaplar alması ile dünyanın ilk Kütüphaneler Birliğini kurması sürecine kadar geçen Kitaplar ile dolu bir yaşam hikayesi vardı.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mücitlerinden Nicola Tesla' nın da , okulda Kütüphane Sorumlusu olması ile başlayan yaşam hikayesinde , ailesinin gözleri bozulmasın diye gece kitap okumasını yasaklaması üzerine , daha 10 yaşında iken donmuş yağ ile fitilden mum yapması ve 700 buluşa sahip dünyadaki tek bilim insanı olması ile

yine dünyanın en büyük bilim insanlarından fakir bir köy çocuğu olan Thomas Edison' un şehirdeki Kütüphanede Kitap Okuyabilmek için daha 12 yaşında Tren Garında Gazete satıcılığına başlaması , yağmurlu ve soğuk gecelerde boş ve kullanılmayan eski vagonlarda tek başına uyuması , köye geldiği zamanlarda arkadaşıyla gece geç saatlere kadar kitap okuyup konuşmalarına sağlıkları bozulacak diye ailesinin izin vermemesi üzerine , soba tellerinden ve eski telgraf parçalarından yaptığı telgraf aleti ile arkadaşının evine bir telgraf hattı çekmesi

gibi Kitaplar ile dolu geçen birer yaşamları olmuştu.

Marie Curie' nin ise arkadaşlarının Paris sokaklarında ve kafelerde gezdiği günlerde , yokluk ve yoksulluk sonucu onlarla gidememesi , yemek alacak parası olmadığı zamanlarda Kütüphanede Kitap Okurken açlıktan bayılması ve yaptığı buluşlardan kazandığı burs paralarını almayarak yoksul öğrencilere bağışlaması ile

Isaac Newton' un da arkadaşları İngiltere sokaklarında ve kafelerde gezerken , onun yoksulluk ve yokluk sonucu bunları yapamayışı , okuldaki zengin çocuklarının odalarının temizliği ve okulun yemekhanesinde garson ve bulaşıkçı olarak çalışması , boş zamanlarında ise gece geç saatlere kadar Kütüphanede ve odasında Kitaplar Okuması ve tüm bu zorluklara rağmen "Hayat benim için çok zordu , ama yine de çok güzeldi" diyebilecek kadar da hayata bağlı oluşu gibi onlarında Kitaplar ile dolu geçen birer yaşamları olmuştu.

Bilim insanlarının hayatlarını incelerken 4 Temel Benzerlik kendini bir özellik olarak en belirgin bir şekilde gösteriyordu. Bunlardan birincisi belki de en önemlisi Annelerinin onlara çok küçük yaşlarda iken ninniler ile birlikte Kitap ve Şiirler okumaları , ikincisi onlarında birer Kitap Kurdu ve birer Kütüphaneci olmaları , üçüncüsü ise Araştırma Yaparken Kendilerini Bütün Dünyevi İşlerden Soyutlayarak Çalıştıkları Konulara Yoğunlaşmaları ve dördüncüsü olarak da hepsinin de Mütevazi Bir Yaşam Tarzlarının Olması şeklinde birbirlerine göre birer benzerlikleri bulunuyordu.

Aristoteles' "Kitap okuyan ile okumayan arasındaki fark , ölüler ile diriler arasındaki fark kadardır."şeklinde ki sözü ile kitap okumanın önemini en güzel bir şekilde belirtmektedir.

İbn-i Haldun , "Coğrafya bir kaderdir" sözü ile insanların karakterleri üzerindeki belirleyici etkenin çevre şartları olduğu ve bunun insanlar üzerinde kendisini alışkanlıklar şeklinde gösterdiği ve alışkanlıkların değişiminin de belli bir zaman alsa da ancak Gerçeği İçeren Bilgiler ile olabileceği üzerinde önemle durmuştur.

Einstein ise "İnsanların ön yargılarını değiştirmek , bir atomu parçalamaktan daha zordur" demiştir.

İbn-i Rüşd ise matematik ve fen bilimleri ile insanın aklını daha iyi bir şekilde kullanarak , Kur'an da "İnsanların en faydalısı insanlara bir faydası dokunandır" şeklinde bahsedildiği üzere insanlara bir fayda sağlamanın Allaha Ulaşmada en hayırlı bir yol olduğunu ifade etmiştir.

Platon M.Ö 450 yılında dünyanın ilk okulu Akademiyi kurduğunda giriş kapısına "Geometri Bilmeyen Giremez" yazısı asmış ve herhangi bir Meslek Sahibi Olan İnsanlar ile bütün Yöneticilerin , Matematik , Bilim ve Felsefe bilen bir Filozof gibi olmaları gerektiğini savunmuş ,

Mustafa Kemal Atatürk'ün ise Üçgen , Kare , Dörtgen , Dikdörtgen gibi isimleri bizzat kendisi vererek bir Geometri Kitabı yazması , Bilim İnsanlarının " Matematik insanların kullanılmayan beyin hücrelerinin %95 'ini kullanabilmesini sağlayan ve insanın beynini geliştiren pozitif bir bilimdir" önermesi ile ne kadar örtüştüğünü göstermektedir.

Aristoteles'in"İnsanlara tüm bilgiler Yüce Yaradan tarafından daha anne karnında iken verilmiştir. Kitap okuma ve Eğitim de insanda var olan bu bilgilerin ortaya çıkarılması ve keşfedilmesidir " sözü ile de öğrencilerine bir şeyler öğretmek yerine Soru ve Cevap şeklinde kendi bulduğu Retorik Tekniğini kullanarak onların kendi kendilerine öğrenmelerini uygulayarak sağlamaya çalışmıştır.

Yine Kur'an da " Allah insanın yüzünü anne karnında henüz bir cenin halinde iken kendi elleriyle yaparmış" olarak bahsedilmesi ve Bilim İnsanlarının Çocuğun Zekayı Anneden Aldığı üzerinde görüş birliğine varması ile birlikte Bilim insanlarının Annelerinin Kitap Okumalarının ise birer tesadüf olmadığı kendini daha belirgin olarak göstermektedir.

Annelerin küçük yaşlarda çocuklarına birer ninniler ile birlikte Kitaplar ve Şiirler Okuması , daha sonra Resimli Kitaplar ile Çocukların okumaya özendirilmesi ile başlayan süreç , Ailelerin , Ülkelerin ve Dünyanın gelecekte şekillenmesinde en belirgin bir rol oynayacağı , Mardinli fakir bir köy çocuğu olan Türk Asıllı Amerikalı Bilim İnsanı Prof. Dr.Aziz Sancar'ın DNA şifrelerinin tamir edilmesiyle bir çok hastalıkların önlenmesi ve tedavi edilebilmesi ile ilgili yaptığı buluşla Nobel Kimya Ödülünü alması ile ,

Yine Hatay İskenderunlu fakir bir köy çocuğu olan Türk Asıllı Alman Bilim İnsanı Prof. Uğur Şahin ile eşi Rize Fındıklılı bir köy çocuğu olan Türk Asıllı Alman Bilim İnsanı Dr.Özlem Türeci Şahin ile birlikte Corona Aşısını bulmalarının , insanlık açısından önemi bir kez daha kendini yeterince göstermektedir.


813 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör